8.4.09

Kan susmadıkça... silah konuşur...


Bugün Independent gazetesinde bir yorum okudum... Obama'nın Avrupa ziyaretiyle ilgili olarak... . gazetenin Irak muhabiri Patrick Cockburn kaleme almış. bu adam bazen K.Irak'tan yanlı yazılar yazıyor ama gerçekten iyi bir analiz bence sonuncusu... Aşağıda linkini gönderiyorum okumak isteyenler için ama özetle şunu diyor. ABD, eğer bölgede sevilmek istiyorsa Afganistan, Irak ve Filistin sorunlarını çözmeli... Bu kadar... yazının en ilginç yanı ise ABD'li bir General'in sözleri. adam, gözaltına alınan yaklaşık 2 bin "terör" zanlısıyla konuşmuş. Hepsinin ellerine silah almalarının nedeni aynı: Ebu Garib'deki işkenceler ve Guantanamo'daki esirlere muamele... Yani asıl neden intikam...

diğer bir deyişle, bölgede bu kan durmadığı sürece değil Obama, binlerce karizmatik Holivud yıldızı da gelse, ağızlarıyla kuş da tutsa ABD'nin işi gerçekten çok zor...

Not 1: Yazının linki: http://www.independent.co.uk/opinion/commentators/patrick-cockburn-can-obama-turn-rhetoric-into-the-reality-of-peace-with-the-muslim-world-1665376.html
Not 2: Yukarıdaki fotoğrafı 2007 yılında Gazze'ye gittiğimde çekmiştim... Ne kadar güzel bir çocuk değil mi... elinde de hiç bırakmadığı oyuncağı...

Çırağan'ın çadırları...

öldüm bittim... nedir bu mart ayından beri gelen hiç durmadan,"hiper aktif bilge'nin" dünyası... artık dinlenmek istiyorum gerçekten. böyle ayaklarımı günlerce uzatıp keyif çatmak.
geçen hafta birkaç gün kaçtım. ama neye değdi. pazartesi günü yine koştur babam koştur. önce bir medeniyetler ittifakı dediler. çırağan sarayı'ndaydı. evet sarayda olunca insanın kulağına iyi geliyor. ama orada bizi -yani basını dışarda bir çadırın içinde tutuyorlar. yazık bize. ne bir bakan ne de yetkili bulabiliyorsun konuşacak. tabii ki ben sağdan soldan kıvrılarak girdim içeri. yaptım birkaç haber. yine de çok güzel bir yer çırağan... gerçekten çadırında bile kalmak güzel. arkada muhteşem manzara...

sonra gece bir arkadaşım geldi ankara radikal gazetesinden. obama'yı izlemeye. koyulduk salı sabahı yollara... ne yazık ki hillary'deki gibi şanslı değildim bu kez. değil yüzünü görmek geçtiği sokağı bile göremedim... öyle bir güvenlik vardı. neyse artık söyleşiyi Washington'da yaparız dedim, kabul etti. Sıkışık programda ancak üç beş soru sorarsın dedi, ben de kıramadım onu... Bi de Michelle gelmedi ya kırıldım tabii az da olsa... Bu arada ben 4 kez canlı izledim kendisini ABD'de... Gerçekten çok iyi konuşuyor ve karizmatik... Ama yine de "ayyy ben bayılıyorum kendisine" triplerini anlamıyorum. Sonuçta kendisi bir ABD başkanı ve çok yeni. 100 gün bile olmadı insaf... Umarım millet olarak hayal kırıklığına uğramayız...

6.4.09

Hepimize hayırlı olsunnn... Obama indi!!! Yollar da bize inecek!

Buyrun İstanbul'da valiliğin kapatılacak yollar listesine.. Biz işe nasıl gitcez bakalım... Ankara'da okulları bile kapatmışlar yaa!!!

"İstanbul Emniyet Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamaya göre, forum ve ziyaret kapsamında ihtiyaç duyulduğunda şu güzergahlar trafiğe kapatılacak:

Sefaköy D-100 yolu güney katılımı, Küçükçekmece D-100 yolu Florya ayrımı, Şükrü Balcı Polis Okulu istikameti ve güney katılımı, Basın Ekspres yolu havalimanı istikameti ve D-100 güney katılımı, Florya ışıklardan, Askeri Havalimanı istikameti, Askeri Havalimanı kavşağından sivil havalimanı kavşağına kadar olan bağlantı yolu.

Atatürk Havalimanı A, B, C, kapılarından çıkışlar, CNR fuar merkezi çıkışları, Atatürk Havalimanı'ndan itibaren Esentepe Balmumcu ayrımına kadar D-100 yolu tüm güney katılımlar.

Boğaziçi Köprüsü'nden Beşiktaş istikameti, Zincirlikuyu'dan Balmumcu, Barbaros Bulvarı ve Beşiktaş meydanına açılan tüm cadde ve sokaklar, Yıldız Posta Caddesi'nden Balmumcu istikameti, Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü önünden Dolmabahçe Sarayı ve Conrad Otel istikametine olan cadde ve sokaklar, Conrad Otel'den Galata Köprüsü istikametindeki Barbaros Bulvarı, Beşiktaş, Çırağan, Dolmabahçe, Meclis-i Mebusan ve Kemeraltı caddeleri ile bu caddelere çıkan sokaklar, Mete Kavşağı ve Süzer Plaza'dan Dolmabahçe kavşağına inişler.

Tophane-i Amire Binası çevresindeki cadde ve sokaklar, Perşembe Pazarı Tershane Caddesi'nden ve Şişhane'den Unkapanı köprüsüne gidiş, Unkapanı Bankalar Caddesi, Unkapanı Köprüsü'nden Gülhane alt kapı istikametine tüm cadde ve sokaklar, Gülhane tramvay durağı, Beyazıt Meydan'dan Sultanahmet Meydanı'na kadar tüm cadde ve sokaklar, Ayasofya ve Sultanahmet meydanlarına çıkan tüm cadde ve sokaklar. Sirkeci Meydanı'ndan Askeri Havalimanı kavşağına kadar Sahil Kennedy Caddesi'ne çıkan tüm cadde ve sokaklar."

İki güzel cd!!!


Bir haftadır yeter artık Guantanamo... Tamam gittik, süper iş çıkardık geldik ama o kadar.. ben sevmem "buldumcuk" gibi döndürüp döndürüp aynı şeylerden söz etmeyi. Ne demiş Mevlana, "dünle birlikte gitti düne ait ne varsa. Şimdi yeni şeyler söylemek gerek"... (yine de sorularınız varsa seve seve yanıtlarım. buradayım:))

O zaman sözü müziğe getirelim. Yüksek Sadakat'ı yıllardır dinliyorum... Aklımın iplerini saldım en sevdiğim parçadır... Mesela şu sözler ne güzeldir değil mi?  

"Irmaklar denizlerde
Denizler sahillerde durdular
Arayanlar hiçbir yerde
İnananlar dualarda buldular
Kimbilir sen
Benim halimde
Sakinliğimde
Ne buldun?"...

Ben seviyorum Türkçe rock gruplarını. kimileri gerçekten çok iyi. Yüksek Sadakat muhteşem solistlerini değiştirdi. Niye bilmiyorum, var mı bilen? Ben aşıktım eskisinin sesine. İçim acıyordu o söylerken. Yine de aldım yeni albümlerini... Ve çok begendim. Hele 5 numaralı şarkıları, "babamın evinde" muhteşem...

Bu haftasonu da hızımı alamadım gittim bir de Duman aldım. Kimi zaman bana fazla tiki ve kendilerini "cool" ve farklı göstermek için yırtınıyor gibi görünüyorlar. Ama müziklerine kimse laf edemez bence... Son albümleri "duman 1" ve "duman 2" diye iki tane.. ben birinciyi aldım. En çok da 3 numaralı "sor bana pişman mıyım"ı sevdim. ikinci albümlerini önümüzdeki ay alabilirim. 
ben öyle internetten falan indirenlerden değilim türkçe cd'leri. parasını verip alıyorum. yani bi yemeğe 15 milyon verip de bir albüme vermemezlik edemem. yazık, emek var, günlerce uykusuzluk var. kolay mı... bilmiyorum ben böyle düşünüyorum. siz de ayırın alın. yazık adamlara. onlar olmasa sabahtan akşama kadar abuk subuk müzikler dinleyeceğiz gibi geliyor... kulağımızın pası gitsin azıcık!!!

5.4.09

guantanamo fotolar-2


Arkadaşlar, arkada fonda gözüken yazı "Republica de Cuba.." yanında da Amerika'nın özgür toprağı yazıyor. ABD sınıra turlar düzenliyor. Komutan sürekli Kübalıların mayınlarının ne kadar kalitesiz, yağmur değse patlayacak kadar eski olduğnu anlatıyordu gülerek. Bu ne laubalilik diye düşündüm içimden bir ara... ve neredeyse hiç dinlemedim bile...
Mahkumlara verilen yemekler. Ben tadına baktım, gerçekten çok kötülerdi. Ama valla kötülerdi. Kuru, tatsız tuzsuz. Bir de kemiklerini ayırıyorlarmış etlerin. kesici alet olarak kullanmasınlar diye!
Arkadaki, Guantanamo üssünde askerlerin alışveriş yaptığı merkez.. öndeki ise taksi servisi... evet genellikle gece sarhoş dönen askerleri lojmanlarına taşımak için...
Burası, en yüksek güvenlikli bina Kamp 5... Hücreler de dışarıdan sürgülü... minicik hücreler...

Guantanamo fotolar-1

Kimileri yeni fotoğraflar istemişti. Birkaç tane daha ekliyorum... 
Bu, açlık grevine giren ve yemeyi reddeden mahkumları burundan beslemek için kullanılan hortum...

Mahkumlara verilen eşyaların bazıları. Işıklar asla kapatılmadığı için gözleri kapatmak için kumaştan bez veriliyor. Amerika her şeyi düşünür... !!!!!
Afgan dilinde ders alan bir mahkum. Burası en güvenlikli, çelik üstüne çelik kapıların olduğu bina... Ve ayakları yine de prangalı.
Sabah koşusuna çıkmış bir mahkum. Yüzlerini çekmemiz yasaktı, ama döndükten sonra bir ara esirle gözgöze geldi. Bana öyle bir baktı, sonra yüzüne çevirdi. Sanırım artık yıllardır birilerinin kendilerini izlemeye gelmesinden nefret etmiş olmalılar. Düşünsenize siz içerdesiniz, 7 yıl olmuş. Ve Amerika sürekli size ne kadar iyi bakıldığını göze sokmak için sizin üzerinizden turlar düzenliyor! Ben de nefret ederdim sanırım. Zaten genelde birçoğu "no photo" diye bağırıyordu...


Bu da kütüphanedeki bazı kitaplar... Bu arada Elif Şafak içeride "Araf" kitabının olduğunu bizden öğrenmiş. Arada kalanları anlatan bir kitabın, orada bulunmasından çok etkilenmiş...

3.4.09

Teneffüs

Geldiğimden beri uyumadan yazdım, çalıştım. Haftaya da Obama geliyor zaten. Bi de onun arkasından koştur!
Öncesinde dinlenmek istiyorum:))
3 gün yokum. daha sonra gazeteye yazmadığım bir değerlendirme gibi bir şey karalamak istiyorum. bakalım.. Bu arada varsa sorularınız Guantanamo(yla ilgili, ya da şunu da yazsana gibisinden, lütfen buyrun...

Yoksa,

sevgilerle...

diyo bilge:)

Guantanamo yazı dizisi -3 (son)

İsterseniz blogdan okuyun, isterseniz alttaki linkten:

http://www.sabah.com.tr/haber,5F35FE7FB1F24343B392426D649F6732.html

Guantanamo yazı dizisi -3 (son)

"Gün Gelecek Yargılanacagız'

ABD Başkanı Barack Obama, yemininin ardından ilk açıklamasında, Bush döneminin kötü izlerini sileceğinin sinyalini verdi ve “Guantanamo kapatılacak” dedi. Üsse gönderdiği emirde de tarih olarak “Ocak 2010”u gösterdi.
Yıllardır uluslararası hukukun eleştirdiği üste görülen yüzlerce davada alınan kararların teker teker incelenmesini istedi. Bu nedenle de şimdilik halen görülmekte olan duruşmaların tamamı da durduruldu.

Şimdiyse, içeriye mühkum edilen, ABD Savunma Bakanlığı’nın asla kesin rakam açıklamaya yanaşmaması nedeniyle “yaklaşık olarak 240” diyebileceğimiz sayıda tutsağa ne olacağı en büyük sorun Washington için. 7 yıl önce kimseye sorulmadan kaçırılır gibi üsse getirilen esirler, ya kendi ülkelerine ya da üçüncü bir ülkeye gönderilecek. Aldığımız bilgilere göreyse bu ülkeler arasında Portekiz ile İsviçre’nin adı geçiyor. En son da Venezüella bir kısmını kabul edebileceğini açıkladı.

Peki esirlerin kaldığı cezaevine ne olacak? Kara kuvvetlerinden bir binbaşı hiçbir kampın yıkılmayacağını söylüyor: “Burasını koruyacağız. Çünkü mahkemelerde bir esir, beni şu hücreden şuraya sürüklediler diye bizi suçlarsa biz de o savcıyı getirip gösterebiliriz. Burası çok önemli bir tanık olacak mahkemelerde.” Aslında bu sözler, ileride esirlerin ABD aleyhine dava açabileceklerine ilişkin endişeleri de gözler önüne seriyor. Bir askere, “yıllar sonra burası bir otel olabilir mi” diye sorduğumda, “Neden olmasın. İnsanların ilginç tatil istekleri olabiliyor” ifadesini kullandı.

Bir dönemin en önemli politikasının ürünü olan tutsakevinin kapatılması karşısında askerlerden şimdilik resmi bir açıklama gelmedi. Ancak 4 günlük gezinin sonunda aldığım izlenim, çok da memnun olmadıkları şeklindeydi. Hatta kamptaki üst düzey bir yetkili isim vermeden, Obama’nın liderliğini eleştirdi. “Bence buraya gelip bizimle konuşmalıydı. Ziyaret etme gereği bile duymadı. Ben de liderlik yaptım ve her zaman astlarımla konuşup danıştım” dedi. “Herhalde kapatmaya gelir” dediğimde “Kesinlikle onu kaçırmaz” ifadesini kullanmaktan çekinmedi.

Guantanamo'da görüştüğüm kişiler arasında beni en çok etkileyen ifade ise, ismini saklayan bir yetkiliden geldi. "Sizce, burası kapatıldıktan sonra kendinizi yargı önünde bulabilir misiniz?" diye sorduğumda verdiği yanıt yaşananların kanıtı gibiydi: "Evet... Yıllarca Auschwitz'te soykırım yapanların buraya sığınmasına izin verdik. Ardından da ülkelerine gönderdik yargılanmaları için. Hatta birini geçtiğimiz haftalarda yolladık. Bence 50 yıl sonra çok fazla insan yargı önüne çıkacak." Buradaki turum boyunca insanlığın bir kenara bırakılıp esirlerin hukuk dışı muamele görebileceğine ve dünyanın hiçbir şey yapamayabileceğine tanık oldum.
Kampta görülen mahkemelerde, “düşman savaşçı (enemy combatant)” olduğuna karar verilen esirlerin statülerini inceleyen Deniz Albayı Ken Garber ise, “Washington’da alınan karara saygı duymak zorundayız” dedi. İlk defa bir başkanın emriyle tüm mahkeme kararların gözden geçirileceğini söyleyen Garber, “10 ay içinde yetiştirmek zorundayız” dedi. Bundan böyle Obama’nın “düşman savaşçı” teriminin kullanılmasını yasaklamasına ilişkin de “Yine saygılıyız” diyor imayla.

Buradaki turum boyunca insanlığın bir kenara bırakılıp esirlerin hukuk dışı muamele görebileceğine ve dünyanın hiçbir şey yapamayabileceğine tanık oldum. Her şeye haklı bir mazeret bulmaya çalışan bir yönetimle tanıştım.
Turuncu tulumlu tutukluların fotoğraflarını basına dağıtan ABD ordusunun, "Böyle bir tepki beklemiyorduk" şeklindeki aymazlığı karşısında ise tüylerim diken diken oldu.
Belki o kamp bir gün gerçekten kapatılacak. Peki ya dünya böyle bir olayın bir kez daha yaşanmayacağının garantisini verebilecek mi sizce? Ya da bir başka deyişle: Gerçekten vermek ister mi?..

Guantanamo yazı dizisi -3 (Dip Not)

DİPNOT: Savaşta yakalanan üniformalı ve bir devlete bağlı olması gibi koşulları yerine getiren düşman askerlerine uluslararası statüde “savaş esiri” denmek zorunda. Böylece uluslararası anlaşmalara göre korunma, adil yargılanma gibi birçok hakka sahip oluyorlar. Ancak ABD esirleri “düşman savaşçı” olarak nitelendiriyor. Böylece anlaşmalardan da muaf kalmaya çalışıyor.

2.4.09

Guantanamo yazı dizisi -2

"Esirlerin sorgulandığı sırada oturtuldukları sandalye"

"Uyum sağlayan esirlere üsttekiler, sağlamayanlara alttaki eşyalar veriliyor"

Uçakta Guantanamo'ya giderken. Arkada kalakaldım..."

"Bu da Guantanamo'ya ilk indiğimizde. Yağmur sadece 3 dakika yağdı ve sonra durdu."

1.4.09

Yine yenildik. yine yenildik... yine yenildik. alıştık ama değil mi?


Öyle fanatik bir futbol meraklısı değilim. hatta maç olduğundan kimi zaman o gün haberim olur. eskiden çok takip ederdim... ailece bizim için bir toplanma ritüeliydi. Baktık gol yedik, babam "hadi bir yer değiştirelim, şans gelir" diye bir koltuktan diğerine geçerdi. eğer o koltukta gol gelmişse asla kalkılmazdı:)) Totemler!!!

daha şaşalı yıllardı ben lisedeyken falan. hep yeniyor, zafer üstüne zafer kazanıyorduk. heyecanlanıyorduk... bir de Galatasaray'ın UEFA Kupası'nda İngiltere'de bir yurt kantinindeydim. Düşünün sağım solum biradan suratları kızarmış fanatik İngiliz. Tek Türk ben! Hiç unutmam, sarı kırmızı bir fularım vardı, cebime sokmuştum. Tafarel gol kurtardıkça çığlık atıyordum. Maç bittiğinde oradaki en az 100 kişi gözlerini dikip bana baktı. Dedim ki Bilge, budur zamanı çıkardım fuları. Bir salladım ki görmeyin. Allah'tan yanımdaki İtalyanlar da bizi tutuyordu. Öyle eğlenmiştim...

ama yıllar sonra biriyle tanıştım. bana futbol dünyasında dönen bütün dolapları yakından tanıma fırsatını verdi saolsun. ayak oyunlarını, rantları... sabah namazlarıyla, oruçlarla alınan kaptanlık bantlarını..

sonra gerçekten oynananın spor değil de "22 kişilik bir sirk" olduğuna karar verdim. kimi aslanın ağzında yaşıyor, kimi de tramplenden atlarken düşüyor. şanslıysa da altına ağ geriyor "babaları"...

zaten dünya eşit değil, bari sporda olsun değil mi. ben voleybol oynadım, daha güzel, daha az kirlenmiş. ama kimse önemsemiyor. mesela geçtiğimiz hafta Arkas takımı Avrupa Çalenç Kupası'nı kazandı haberiniz var mı? Gazeteler tek bir satır bile yazmıyor, ama Avrupa'nın en önemli kupalarından biri... Eminim Arkas'ı duymamışsınızdır bile.

Böyle işte. bu akşam da maçı izlerken bunu düşündüm. o futbolculara da yazık, bize de... ama en azından Milli Takım'a umut beslememeyi öğretti hayat Türk milletine. Son maça kalmadan tek bir gruptan çıktığımızı bilen varsa allah adına söylesin. Adlarını bilmiyorum spiker sıraladı. o iki takımı deplasmanda yeneriz. ama yeniden ölerek, yeniden dirilerek::)) Sıkıldım yaa.. Bir de bir gruptan şöyle İngiltere, İspanya, Almanya gibi direk çıkalım. Averaja falan gidelim. Görecek miyiz o günleri dersiniz?

(Resime ilişkin: Bu yazki İspanya-Almanya arasındaki Avrupa Kupası final maçında Madrid'deydim. Tıklım tıklım bir barda İspanyollarla birlikte izlemiştim maçı. Almanya bizi elemişti ya, gıcıktım hepsine. İspanyollar her iki dakikada bir bizim "ah" ünlememizi Lazlar gibi "uiiiyyy" diye söyleyerek bağırıyorlardı. Yukarıdaki foto da maçı izlemeye giden İspanyol hatunlardır.)

Veni Vidi (non Vici)

Guantanamo yazı dizisi...1'inci gün...

http://www.sabah.com.tr/haber,9F123D6F77464C4A9C4DBFCEE2972772.html

Yorumsuz-2


Sokak arasında minicik bir manav tezgahının üzerinde görüntülenmiştir:)) Ü, P ve A harflerinin içindeki kırmızı süslere de lütfen daha bir dikkat! 

Yorumsuz!:)