25.5.10

İstanbul'un güneşini bırakıp Danimarka'nın soğuğuna geldim!

Türk lokantası ve dansöz... Süper bir karışım valla ne diyeyim. Burada bile buldu beni yaaa!!!
Akşam saat daha 8de çekilmiştir bu fotoğraf. Aarhus'un en "işlek" alışveriş merkezi nasıl işlek ama di mi? Bunlar İstiklal'e gelince o yüzden kendilerini kaybediyorlar galiba...
Burası da bisiklet otoparkı. Yemin ederim ki bisikletlerin ancak 10'da biri kilitliydi. Öyle bırakıp gidiyorlar. Kurban olayım yaaa...
Gördüm ki bizim babanelerin yazmaları burada da moda olmuş!!!

------

Ben anladım bu blogu en çok yurt dışındayken seviyorum. Evimden uzaktayken yazmak sanki bana daha güzel geliyor. Sanki bir yanımı oradakilere bu yazı sayesinde bağlıyorum. Kimseyle dakikalarca burada yaşadıklarımı konuşamayacağıma göre ben de buraya yazıyorum...
Neyse, yine buraya yazdığıma göre yollara düşmüşüm demektir. Yine bir haber için kaçtım uzaklara. Bu kez buzzzzz gibi 10 derecelik sıcaklıktaki Danimarka'dayım. Niye mi geldim? Özel bir haber için. Ne olduğunu dönünce okursunuz. Bir müdürüm, bir iki arkadaşım dışında bilen yok. Annemlere bile söylemedim işte. Komik o yüzden!!!
3,5 saatlik uçak yolculuğunun ardından Kopenhag'a indim. Ancak Aarhus denilen ülkenin teee batı ucundaki kente gelmek için 4 saat de tren yolculuğu yaptım. Anlayacağınız sabah 6 buçukta evden çıktım, otele girdiğimde türkiye saatiyle 5'ti. neredeyse 11 saat yoldaydım. Yurt dışına gidip de "ohhh ne güzel geziyorsun. valla sendeki hayat kimsede yok" diyenlere buyurulur. Valiz aç kapa, in bin otobüs, tren, çek çek bavulu. Yürü yürü yürü... Gerçekten cennet midir acaba bu yaşam bilemiyorum...
Neyse ben havaalanında tren istasyonunda Aarhus'a gidecek treni bekliyorum. Trenler gidiyor geliyor ama ben hiç üzerinde Aarhus yazanını göremiyorum. Yazık yanımda duran çocukcağıza sordum, hangisi gider o taraflara diye. Meğerse genç de Aarhus'ta üniversite okuyormuş. Böylece tam 4 saatlik yolculuğumun sıkıcı geçer korkusu ortadan kalktı. Biz bir sohbete koyulduk ki sormayın. Yok Bilge'nin çenesi düşmüştür diyenlere yeminimdir ki genç benden daha çok konuşuyordu. Üniversitede Japonca okuyormuş, ileride Japonlarla iş yapan uluslararası bir şirkete danışmanlıkmış hayali. Anlattı, Japoncanın yazılışlarını, okunuşlarını, kültürünü. 6 aylığına Okinawa'ya gidiyormuş seneye. Sonra bir baktım bir ayakkabısının ucu yarılmış, bir macunla yapıştırmış. Bu ne derken meğerse kay kay yapıyormuş ve kay kayı döndürürken ayakkabı aşınırmış. Çareyi de macunlamakta bulmuş. Sonra bir de internet üzerinden içki satan bir şirket kurmuşlar arkadaşıyla. Gece 11'den sabah 4'e kadar evlere içki servisi yapıyorlarmış. Yılda binlerce euro kar ediyormuş... Ben böyle işimi, geliş gidiş saatlerimi, kazandığım parayı ve yaşımı gözümün önünden geçirdim. Bu çocuk sadece 20 yaşındaydı ve neler yapmıştı. Valla hayran kaldım kendisine...
Neyse en sonunda vardık Aarhus'a... Valla ne diyeyim şanslıydım ki dünyanın öteki ucunda yine ilginç birini tanımıştım. İşte bu yüzden seviyorum tren yolculuklarını...
Sizi birkaç Aarhus resmiyle başbaşa bırakıyorum. Çok çekemedim özürler, ama çok ama çok yorgunum. Uyuyayım artık...

2 yorum:

rozza dedi ki...

Babamin bir lafi vardir. Kuzey ülkelerinde ve Isvicre'de aksam sekizden sonra sifonu çeksen polis cagirirlar diye. Aksamlari sokaga cikmiyor bu uzaylilar. Istanbul'a geldiklerinde de, Istiklal caddesini gorunce şoka giriyorlar! :)

SELEN dedi ki...

Şimdi anlaşıldı canım,geçen akşam seni evden aradım,ararken de bu hatun evde ne arar ki cepten mi arasam acaba dedim kendime..Ve tabi ki açmayışına hiç şaşırmadım,yine düşmüşsün yollara.....Çok öpüyorum canım,yazılarını merakla bekliyorum..