7.3.09

Ve güller sahibini sonunda buldu!



Hillary Clinton geldi… Tüm günü bu üç sözcükle de özetleyebilirim ama hayır… Cuma 21.00’da başlayan koşturmaca uçağın gece 2 buçuk sularında Esenboğa’ya inmesiyle sona erdi. Bu yaklaşık 7 saatlik olayımı özetliyorum: endişe, heyecan, koltuklarda uyuyan yetkililer… Gecenin sorusunu da ekleyeyim: “Blogger da ne?”

Önce küçük bir brifing aldım. Clinton’un programı, benim özgürlüklerim, sınırlarım, kurallar üzerine. İlk söylenense şuydu: “Yarın rahat ayakkabılar giy çünkü koşacağız!!!” Yani durum şudur: Konvoyda olacağım için Hillary indikten sonra arkasından hemen toplantıya girecek o çıkıp ilerlerken de hemen aracımıza koşacağız. Tüm söylenilenlere tamam deyip havaalanının yolunu tuttuk. Uçağın iniş saati ise geciktikçe geçikti. Gece yarısını çoktan geçmiştik. Koltukta uyuyan yetkililer vardı. Çünkü herkes cumartesi gününün koşturmacasına hazır olmak istiyordu. Eee fırsat varken kapayacaksın gözünü! Kural budur...

Elçilik çalışanları beni geri kalanlara, güvenlikçilere tanıştırdı. Kısa bir merhaba ve ilk başta sözünü ettiğim cümle: “Affedersin ama tam olarak ne iş yapıyorsun?”

Gazeteciyim diye özetlemek çabalarım boşa gitti. Herkese teker teker yazdıklarımı, nasıl buraya geldiğimi anlattım. “Mmmmm, çok ilginçmiş.” Evet benim hayatım hep ilginç zaten☺

Ben insanlarla konuşurken “üsttekiler” de köşelerde fısırdaşıyordu. Bu ortamları seviyorum. Çok önemli bir gündem olduğunda tüm hazırlıkların sorunsuz yaşanması için sürekli planlar yapılır; çoğunluğu da gizli! Ellerde blackberry’ler, kulaklarda telefonlar... Yorgun gözler...

Sonunda saat 2 buçuğa doğru Hillary Clinton’un uçağı göründü. Süper bir iniş, ardından kıvrak bir dönüşle önümüzdeydi. Ne yazık ki Clinton’un inerken fotoğrafını çekemedim. Çünkü Hillary ile sürekli seyahat eden diğer gazetecilerle konvoya katılacaktım. Yani koşmaya başlayacaktım.

Kortejle geçen ilk tecrübe, yanıp sönen mavi tepe lambaları ve kapaılmış yollar... Yorucu ama gerçekten keyifli bir günün bizi beklediğini hissediyorum.

Yarın görüşürüz...

(Not: Yukarıda gördüğünüz Sabah gazetesi muhabiri Mehmet Acar’a ait.)

7 yorum:

Recep Hilmi Tufan dedi ki...

Merhaba;

Bu görevinizden dolayı sizi tebrik ederim.

Blogunuzu niçin "Yetişkinlere Yönelik" olarak ayarladığınızı anlayamadım. Bu yüzden "translator" da çalışmıyor. Bence bu durumu düzeltin...

Melih Bayram Dede dedi ki...

İlgiyle takip ediyoruz :)

Arzu dedi ki...

Sevgili Bilge,

Hilllary Hanım tam olarak neden burda? Bununla ilgili de bilgi verecek misin?
Koşturmacanda kolaylıklar.

Bilge dedi ki...

Recep; aslında yetişkinlere göre ayarlamadım ama nedense öyle oldu. acaba translator o yüzden mi calışmıyor?

Arzu; senin sorunu bir sonraki blogda yanıtladım. daha detay ister misin?

melih; teşekkürler::))

Recep Hilmi Tufan dedi ki...

Ayarlar bölümünden düzelte bilirsiniz...

Bilge dedi ki...

Recep, çok teşekkür ederim!!! Yaptım ve artık her dile çeviriyor. Ne güzel bir duyguymuş blogger olmak yaaa.. Burayı bilmeseydin, bana bunu söylemeseydin ben hiç bilmeyecektim.

Benjamin Button'ı izlediniz mi? Orada da böyle bir sahne vardı. Tesadüfler ve hayattaki değişiklikler. Tabii bir "translation" hayatımı külliyen değiştirmedi ama tesadüfler hep güzeldir::))

Recep Hilmi Tufan dedi ki...

Benjamin Button'u hâlâ izleyemedim daha. Neyse size kolay gele...